Dünyanın refah seviyesi en yüksek ülkelerinden biri, insan haklarının en güçlü savunucularından biri olarak anılan İsveç, göçmen ve sığınmacılara yönelik olumsuz tutumlarına devam ediyor.

İsveç’te göçmenler sık sık kötü muameleye ya da ayrımcılığa maruz kalıyor. Ülkenin üçüncü büyük partisi olan ve özellikle göçmenlere karşı nefret söylemleriyle sık sık gündeme gelen aşırı sağcı İsveç Demokratlar Partisi Nazi destekçisi olduğunu ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunduğunu açıkça belli ediyor.  Sokaklarda Nazi sembolleriyle eylemler yaparak korku yayan “Nordik Direniş Hareketi ” de ülkedeki göçmen karşıtı hareketlerden biri.

Ancak ülkedeki ırkçı yapılanmalar sadece bu tür örgütlerden ibaret değil. İsveç’te aktif siyasetin içinde de bu tür tutumlara sıklıkla rastlıyoruz. Daha birkaç ay önce İsveç Demokratlar Partisi lideri Jimmie Akesson Yunanistan sınırındaki göçmenlere “Bize gelmeyin. İsveç dolu. Size daha fazla para veremeyiz, konut sağlayamayız.” yazılı broşür dağıttığında ne ülkesinden ne Avrupa’dan pek de ciddi bir tepkiyle karşılaşmadı.

Bu düşmanlığa koronavirüs salgını bile son veremedi. Çin’in Wuhan kentinden tüm dünyaya yayılan koronavirüs salgının İsveç’te de görülmesiyle geçtiğimiz günlerde 6 Somalili göçmen virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Göçmenlerin hayatını kaybetmesine sevinen İsveç Demokratları ve diğer partiler “Sosyal yardım alan şeytanlardan kurtulduk.” yorumları yaptı. Sabah gazetesi yazarı Salih Tuna’nın “Zirzop muhaliflere ne oldu?” adlı yazısında da belirttiği gibi, demokrasi maskesinden de insan hakları söyleminin  o yumuşak örtüsünden de bir anda sıyrılıverdiler.

Ne koronavirüs, ne büyük felaketler göçmen karşıtlığını durduramadı. Bugün her fırsatta insan haklarına vurgu yapanlar, göçmenlerin koronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybetmesine sevinecek vaziyete geldi.