Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından hazırlanan raporda Müslüman azınlıkların; Belçika, Hollanda ve İsveç haricinde tüm Batı Avrupa ülkelerinin ulusal yasama organlarında yetersiz temsil edildiği vurgulanarak, şunlar kaydedildi:

“Müslüman azınlıkların mutlak sayısı bakımından en yoğun olduğu Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi bazı Avrupa ülkelerinde de önemli derecede yetersiz temsil sorununun çözülmemiş olmasıdır. 3 ülke hariç Batı Avrupa ülkelerinde Müslüman azınlıkların genellikle siyasette yetersiz temsili söz konusudur. Bu yetersiz temsil Fransa, Almanya ve İtalya gibi en fazla Müslümanın bulunduğu ülkelerdeki durumu düşündüğümüzde çok daha fazla insanı etkilemektedir. Müslüman azınlığın ulusal yasama organlarındaki betimsel temsil seviyeleri açısından Batı Avrupa ülkelerinde muazzam farklılıklar gözlenmektedir.”

Ulusal yasama organlarında Müslüman kökenli milletvekili bulunmasının Müslüman azınlıkların etnik-dini özel çıkarlarının asli temsili anlamına gelmediği belirtilen raporda, “Birçok Avrupa ülkesinde Müslüman azınlıkların belli dini uygulamalarını doğrudan hedef alan ve yasaklayan ulusal mevzuat, parlamentodaki veya parlamentonun yetkisi dışında kalan kamusal alandaki Müslüman milletvekillerinin herhangi bir şikayeti veya sesli itirazı olmaksızın kabul edilmiştir. Örnekler arasında erkek çocukların sünnet edilmesi, kadınların başörtüsü takmasına ilişkin yasaklar ve birkaç Batı Avrupa ülkesinde kabul edilmiş kurban kesme yasağı yer almaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Muhafazakar Müslümanlar ile onların solcu temsilcileri arasında bir temsil açığı söz konusu olduğu aktarılan raporda, Müslüman seçmen kitleleriyle temsilcileri arasındaki bu ideolojik kopukluğun her Batı Avrupa ülkesinde gözlenebildiği ve kopukluğun her dönemde devam ettiği değerlendirmesi yapıldı.

“Kapaklarında başörtülü kadınları betimleyen, ‘Avrupa’da Müslüman kimlik siyaseti’ konulu çeşitli akademik kitaplar ile pek çok Avrupa ülkesinde bazı devlet memurları, öğrenciler hatta sıradan vatandaşların kamusal alanda başörtüsü kullanmalarını yasaklayan çok sayıda hukuki ve yasal girişim başörtüsünün sembolik önemini vurgulamaktadır. Bu dışlayıcı veya ayrımcı arka plana karşın aralık 2017 itibarıyla hiçbir Kıta Avrupası ülkesinde başörtülü tek bir Müslüman kadın bile ulusal yasama organına milletvekili seçilmiş değildir. Bu çok önemli bir eksikliktir ve dindar muhafazakar Müslümanların Batı Avrupa siyasetinden dışlanmasının aşikar belirtisi niteliğindedir.”

Raporda, Müslüman azınlıkların betimsel ve asli temsilleri arasındaki demokrasi eksikliğinin siyasi sonuçlarına da yer verildi.